Marka Tescili Yenilenmediğinde Ne Olur, Gerçek Bir Senaryo
Marka tescili yapıldıktan sonra çoğu firma içini rahatlatır. “Markamız artık tescilli” düşüncesiyle dosya kapanmış gibi hissedilir. Oysa marka tescili, tek seferlik bir işlem değildir. Süresi vardır ve bu süre dolduğunda yenilenmezse, marka koruması kendiliğinden sona erer.
Bu durumun ne anlama geldiğini anlatmanın en iyi yolu, gerçek hayatta sıkça karşılaşılan bir senaryoyu gözünüzün önüne getirmekten geçiyor.
Orta ölçekli bir firma düşünelim. Yıllar önce marka tescilini yaptırmış, faaliyetlerine sorunsuz devam etmiş. Aradan zaman geçmiş, firma büyümüş, müşteri kitlesi oluşmuş, hatta sektöründe bilinir hale gelmiş. Ancak marka tescilinin süresi dolmuş ve bu durum fark edilmemiş.
Çünkü günlük koşuşturma içinde kimse tescilin bitiş tarihini takip etmemiş. Ne bir hatırlatma sistemi kurulmuş ne de profesyonel bir takip yapılmış. Süre dolmuş, yenileme yapılmamış ve marka hukuken korumasız hale gelmiş.
Bu noktada firma hâlâ markasını kullanmaya devam ediyor. Tabelası yerinde, web sitesi aktif, sosyal medya hesapları çalışıyor. Her şey yolunda gibi görünüyor. Ta ki bir gün gelen resmi bir bildirimle karşılaşana kadar.
Aynı sektörde faaliyet gösteren başka bir kişi ya da firma, bu markanın artık korumasız olduğunu fark ediyor ve markayı kendi adına tescil ettiriyor. Hukuken bunda hiçbir engel yok. Çünkü önceki tescil sona ermiş durumda.
Bir süre sonra asıl firma, yeni tescil sahibi tarafından gönderilen bir ihtarnameyle karşılaşıyor. İhtarnamede, markanın izinsiz kullanıldığı, kullanımın derhal durdurulması gerektiği ve aksi halde hukuki yollara başvurulacağı belirtiliyor.
Bu noktada yaşanan şaşkınlık genellikle çok büyük oluyor. Çünkü firma markanın zaten “kendi markası” olduğunu düşünüyor. Oysa hukuk böyle işlemiyor. Süresi dolmuş ve yenilenmemiş bir marka, sahibine hiçbir hak sağlamaz.
Firma itiraz etmeye çalışıyor, “biz yıllardır kullanıyoruz” diyor. Ancak karşı tarafın elinde geçerli bir tescil belgesi var. Kullanım süresi, bilinirlik ya da emek tek başına yeterli olmuyor. Hukuki üstünlük, güncel ve geçerli tescilde.
Sonrasında iki seçenek kalıyor. Ya uzun ve maliyetli bir dava süreci başlatılıyor ya da markadan vazgeçiliyor. Çoğu firma, sürecin belirsizliği ve masrafı nedeniyle isim değiştirme yoluna gitmek zorunda kalıyor.
Bu da beraberinde ciddi sonuçlar getiriyor. Firma adı değişiyor, logo değişiyor, alan adı değişiyor. Müşterilere yeni isim anlatılmaya çalışılıyor. Dijitalde yıllarca yapılan çalışmalar boşa gidiyor. Güven ve bilinirlik yeniden inşa edilmeye çalışılıyor.
İşin en can yakıcı tarafı ise şu oluyor: Tüm bu yaşananlar, zamanında yapılan basit bir marka yenileme işlemiyle tamamen önlenebilirdi.
Marka tescili 10 yıl süreyle geçerlidir ve süresi dolmadan yenilenmesi gerekir. Bu yenileme yapılmadığında marka otomatik olarak düşer. Ne ihtar gelir, ne özel bir uyarı yapılır. Sistem sessizce tescili sona erdirir.
Bu yüzden marka tescili yalnızca almakla biten bir hak değildir. Takip edilmesi, süresi gelmeden yenilenmesi ve aktif olarak korunması gerekir.
Bugün birçok firma marka tescilinin var olduğunu biliyor ama süresini bilmiyor. Oysa yenilenmeyen bir marka, hiç tescil edilmemiş gibi kabul edilir. Aradaki fark yalnızca yaşanan hayal kırıklığının büyüklüğüdür.
Sonuç olarak marka tescili, sadece başlangıç değil; devam eden bir sorumluluktur. Yenilenmeyen bir marka, yılların emeğini tek bir takvim hatasına kurban edebilir.

