Marka İtirazı Reddedilirse Ne Yapılabilir
Marka tescil sürecinde itiraz etmek, çoğu marka sahibi için son anda yapılan bir hamle gibidir. Bülteni görürsünüz, markanıza benzeyen bir başvuru vardır ve hemen itiraz edersiniz. Bu noktada beklenti nettir: itiraz kabul edilecek ve sorun ortadan kalkacaktır. Ancak her zaman böyle olmaz.
Bazı durumlarda marka itirazı reddedilir. İşte asıl kafa karışıklığı da tam bu noktada başlar.
“İtiraz reddedildi, şimdi ne olacak?”
“Markam artık güvende mi?”
“Bu karara karşı yapılabilecek bir şey var mı?”
Öncelikle şunu netleştirmek gerekir. Marka itirazının reddedilmesi, karşı tarafın başvurusunun otomatik olarak tamamen sorunsuz olduğu anlamına gelmez. Bu sadece, itiraz aşamasında sunulan gerekçelerin yeterli bulunmadığını gösterir.
İtiraz reddedildiğinde, ilgili marka başvurusu tescil sürecine devam eder. Eğer başka bir engel yoksa, marka tescil edilir ve karşı taraf resmî marka sahibi olur. Bu da, ileride markanızla yan yana iki benzer markanın piyasada var olabileceği anlamına gelir.
Bu noktada yapılabilecek ilk şey, kararın gerçekten doğru değerlendirilip değerlendirilmediğini sorgulamaktır. İtiraz sürecinde sunulan deliller, benzerlik gerekçeleri ve hukuki argümanlar yeterince güçlü müydü? Çoğu zaman itirazlar, teknik olarak haklı olsa bile zayıf gerekçelerle yapıldığı için reddedilir.
İtiraz reddi kararına karşı, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde üst kurula başvuru imkânı bulunur. Bu aşama, kararın yeniden değerlendirilmesini sağlar. Ancak burada önemli olan, aynı argümanları tekrar etmek değil; itirazı daha güçlü ve hukuki temele dayalı şekilde yeniden kurgulamaktır.
Üst kurul süreci her zaman olumlu sonuçlanmayabilir. Bu nedenle firma, aynı zamanda ticari riskleri de değerlendirmek zorundadır. Karşı tarafın markası tescil edilirse, bu markanın kendi faaliyet alanınızda nasıl bir etki yaratacağı iyi analiz edilmelidir. Gerçekten karışıklık yaratıyor mu, yoksa birlikte var olmaları mümkün mü?
Bazı durumlarda, hukuki mücadele yerine uzlaşma yolu tercih edilir. Taraflar arasında sınırlı kullanım anlaşmaları, coğrafi sınırlandırmalar ya da faaliyet alanı ayrımları yapılabilir. Bu tür çözümler, uzun dava süreçlerine girmeden sorunu yönetilebilir hale getirebilir.
Eğer uzlaşma mümkün değilse ve risk yüksek görülüyorsa, son seçenek yargı yoludur. Marka tesciline karşı açılacak iptal davaları, itiraz sürecinden bağımsız olarak değerlendirilebilir. Ancak bu yol hem zaman alıcıdır hem de ciddi maliyetler doğurur. Bu yüzden her firma için uygun bir seçenek değildir.
İtiraz reddedildiğinde yapılan en büyük hata, hiçbir şey olmamış gibi süreci kapatmaktır. Çünkü tescil edilen bir marka, ileride sizin markanıza karşı kullanılabilir. Bugün sessiz kalınan bir başvuru, yarın bir ihtarname olarak karşınıza çıkabilir.
Bu yüzden itiraz reddi, sürecin sonu değil; yeni bir değerlendirme aşamasıdır. Doğru stratejiyle hareket edilirse, zarar minimize edilebilir. Yanlış bir sessizlik ise ileride çok daha büyük sorunlara yol açabilir.
En sık duyulan pişmanlık cümlesi genellikle şudur:
“İtiraz reddedildi ama biz de üstüne düşmedik.”
Oysa marka hukuku, pasif kalanı korumaz.
Sonuç olarak, marka itirazı reddedildiğinde yapılabilecekler vardır. Önemli olan, bu kararı doğru okumak ve bir sonraki adımı bilinçli atmaktır. Her reddedilen itiraz, kaybedilmiş bir marka anlamına gelmez. Ama her görmezden gelinen karar, ileride ciddi bir risk haline gelebilir.
Detaylı bilgi için Marka Tescili Nedir? sayfamızı inceleyebilirsiniz.

