Marka İtirazı Kabul Edilirse Ne Olur
Marka başvurusu yapıldıktan sonra çoğu kişi sürecin bittiğini düşünür. “Başvuruyu yaptık, artık sorun kalmadı” hissi yaygındır. Oysa marka tescil sürecinin en kritik aşamalarından biri, markanın yayına çıkmasından sonra başlar. Çünkü bu aşamada üçüncü kişiler markaya itiraz edebilir.
Ve asıl soru genelde şu olur:
Marka itirazı kabul edilirse ne olur?
Bu sorunun cevabı, başvuruyu yapan firma için oldukça ciddi sonuçlar doğurabilir.
Bir marka başvurusu, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından şekli ve mutlak ret incelemesinden geçtikten sonra bültende yayımlanır. Bu yayın süresi boyunca, daha önce tescilli veya başvurusu bulunan marka sahipleri itiraz hakkına sahiptir. Eğer bu itiraz yapılır ve kabul edilirse, başvurunun kaderi tamamen değişir.
İtirazın kabul edilmesi demek, markanın tescil edilmesinin hukuken uygun bulunmadığı anlamına gelir. Yani başvuru, artık normal akışında devam edemez. Bu noktada başvuruyu yapan firma için ilk sonuç nettir: marka tescil edilmez.
Birçok firma bu aşamada büyük bir şaşkınlık yaşar. Çünkü marka ismi belirlenmiş, logo hazırlanmış, web sitesi açılmış, hatta bazen reklam çalışmaları bile başlamıştır. Ancak itiraz kabul edildiğinde, tüm bu çalışmalar hukuken dayanıksız hale gelir.
İtiraz gerekçesi genellikle markaların benzerliği üzerine olur. Görsel, işitsel ya da anlamsal benzerlik nedeniyle, tüketicide karışıklık yaratacağı kanaatine varılır. Türk Patent, itirazı haklı bulduğunda başvuruyu tamamen reddedebilir ya da bazı sınıflar yönünden kısmi ret kararı verebilir.
Kısmi ret durumunda marka bazı alanlarda tescil edilirken, itiraza konu olan sınıflarda koruma sağlanamaz. Bu da markanın fiilen kullanıldığı alanı kapsamayabilir. Yani kağıt üzerinde tescil alınsa bile, pratikte marka işe yaramaz hale gelebilir.
İtirazın kabul edilmesi, başvuruyu yapan firmanın markayı kullanamayacağı anlamına da gelebilir. Özellikle karşı tarafın markası güçlü ve kapsamlıysa, yeni başvurunun kullanımı ileride dava konusu olabilir. Bu nedenle birçok firma, itiraz kabul edildikten sonra markayı tamamen değiştirme yoluna gitmek zorunda kalır.
Bu noktada “itiraza karşı savunma” süreci gündeme gelir. İtiraz kabul edilmeden önce savunma yapılmamışsa ya da savunma yetersiz bulunmuşsa, artık geri dönüş çok zordur. Karara karşı üst kurul veya dava yolu açık olsa da, bu süreçler zaman alıcı ve maliyetlidir. Üstelik her zaman olumlu sonuçlanmaz.
En sık yaşanan pişmanlık cümlesi genelde aynıdır:
“Keşke en başta daha iyi bir ön araştırma yapılsaydı.”
Çünkü itirazların büyük bölümü, başvuru öncesi yapılan eksik ya da yüzeysel araştırmaların sonucudur. Benzer bir markanın varlığı baştan tespit edilseydi, marka adı değiştirilebilir ya da başvuru stratejisi farklı kurgulanabilirdi.
İtirazın kabul edilmesi sadece hukuki bir sonuç doğurmaz. Aynı zamanda firmayı zaman, para ve motivasyon açısından da yorar. Yeni marka arayışı, yeniden tasarım süreci ve kaybedilen zaman, çoğu zaman tescil sürecinin kendisinden çok daha maliyetli olur.
Bu nedenle marka tescilinde esas mesele, başvuruyu yapmak değil; itiraza açık olmayacak şekilde doğru başvuruyu yapmaktır. Ön araştırma, doğru sınıf seçimi ve başvurunun bütüncül değerlendirilmesi bu noktada belirleyici olur.
Sonuç olarak, marka itirazının kabul edilmesi demek yalnızca bir evrakın reddedilmesi değildir. Çoğu zaman, firmanın marka yolculuğunu başa saran bir kırılma noktasıdır.
Detaylı bilgi için Marka Tescili Nedir? sayfamızı inceleyebilirsiniz.

